Stres Nedenleri ve Üzerimizdeki Etkileri

Published by: 0

Peki, stresin insan fizyolojisine olan tesirleri neler?

Yapılan araştırmalar, beyindeki bazı merkezlerin insanın çeşitli davranışları ile ilgili olduğunu ortaya çıkarmıştır. Beyindeki bazı bölgelerin uyarılmasıyla kızgınlık, hiddet, saldırganlık davranışları sergilenirken, bazı bölgelerin uyarılması da korku, kaçma, uysallaşma gibi davranışlara yol açar. Birbirine zıt istikamette faaliyet gösteren bu merkezler, başka bir merkez tarafından kontrol altında tutulur. Bu merkez de, insanı yapıcı veya yıkıcı, faydalı veya zararlı, hatalı ya da doğru tepkilere sevk eden zekâ, muhakeme, hissî ve teessürî hayatla ilgilidir.

İşte, stres dediğimiz şey, bu karmaşık beyin yapısının muazzam bir şekilde çalışmasını sağlayan ve kişiyi rasyonel davranmaya zorlayan saiklerin ikinci plana itilmesi hadisesidir. Bu da şiddetli bir gerilim, tazyik ve sıkıntıyı meydana getirmektedir. Beynin çalışması, birtakım maddelerle olur. Stres durumlarında bu maddelerin çalışma tarzlan değişmektedir. Bunu gidermek için dışandan verilen ilâçlar, bu maddelerin bozuk çalışmasını düzeltmeye yöneliktir. Ama bu ilâçlar aslî sebebi ortadan kaldıramazlar.

Stresin temel nedenleri nelerdir ?

İnsanlık bir bütün olarak ne zaman stresle tanıştı?

İnsanlara refah getireceği düşünülen Sanayi Devrimi sonrasında cemiyet değişmeye maruz kaldı. Bir taraftan daha fazla rahat etme arzulan, diğer taraftan ihtiyaçların çoğalması, insanlar arasında mücadeleyi arttırdı. Daha çok kazanma, daha fazla menfaat sağlama, daha üstün olma isteklerini kamçıladı. Neticede bu gelişmeler, insanlar arasındaki manevî bağlan, sevgiyi, saygıyı, merhameti, yardımlaşmayı zayıflattı.

Teknoloji bir taraftan kolaylıktan beraberinde getirirken, öte yandan cemiyette manevî bağları kopmuş insanlar üretti ve onları kalabalıklar içinde fert fert yalnız kalmaya mahkûm etti. Baş döndürücü gelişmeler sonrasında ortaya çıkan ve insan ruhunu rahatsız eden makinalaşma da buna eklenince, insan iyice yalnız kaldı.
Ve insanlar eski sakin, sade hayatlarını arar oldular. Her fert şiddetli bir yalnızlık duygusu içinde kıvranmaya başladı. Böylece insanlann en büyük gayesi haline gelen maddî tatmin, beklenenin aksine, sıkıntıyı arttırdı. Tamamen maddî, katı, acımasız ve soğuk bir cazibe ile 20. yüzyıl insanını içinden çıkılmaz bir stresle karşı karşıya bıraktı.

Bu gelişmeler neticede nasıl bir tablo ortaya çıkardı?

Bugünkü medeniyet insanları o kadar çok şeye muhtaç ediyor ki, sonunda aileler arasında bir eşya edinme yansı başlıyor. Eşyalann her gün yeni yeni üretilen farklı çeşitleri reklamlarla insanlara duyuruluyor ve bunlar mutlaka alınması gereken şeyler olarak telkin ediliyor. Ve insanlar birbirlerini sahip oldukları eşyalarıyla değerlendirmeye başlıyorlar. Oysa her ailenin kendisine göre bir geliri vardır. Bu da çoğu zaman, ancak zarurî ihtiyaçtan karşılayabilecek kadardır. Onun dışındakilere yetmez. Ama buna rağmen, tüketim arzusu devamlı kamçılandığı için, aile reisi akşama kadar çalıştığı yetmiyormuş gibi, ayrıca bir de ek iş yaparak masraflan karşılama çaresini arar. Hatta bazan gayri meşru kazanç yollarını dahi dener. Bütün bunlar da onun fazladan yeni sıkıntılara girmesi demektir. Üstüne üstlük, bunca gayrete rağmen sürekli yenilenen “ihtiyaç”lann karşılanamaması, şiddetli aile geçimsizliklerine yol açar.

Böylece insanlar, ne gerçek ihtiyaçlannı yerine getirmiş, ne de ruhî dengesi sağlam bir hayat sürebilmiş olurlar. Hayatın bütün tadı tuzu kaçar.
Özellikle çalışan kesimin karşı karşıya bulunduğu işyeri stresi, bilhassa büyük ve kalabalık şehirlerin kendisine has zorlukları, gürültü, ulaşım güçlükleri, yüzyılımızın önde gelen problemleri arasındadır. “Modern” hayatın meveut olmadığı önceki yüzyıllarda herhalde bu gibi sıkıntılar yoktu.

Peki, stresin asıl çaresi nedir?

Stresi engellemek için ne yapılmalı ?

Aşırı stres tedavisi var mıdır ?

En önemli çare, stresi meydana getiren sebepleri ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Bu dâ biraz evvel söylemeye çalıştığımız stres sebeplerini, yalnızlığı, güvensizlik hissini, toplum içinde yabancılığı ve bütün dünyayı düşman görme eğilimini giderip, insanı her yönüyle tatmin eden değerlerin ortaya konulmasıyla otur.
Bu noktada duanın yeri ne olabilir? Stresten korunmak için, yalnızlık hissinden kurtulmak gerektiğini söylediğinize göre, insanın kâinatta yalnız olmadığını, kudret ve rahmeti sonsuz bir Zata dayandığını anlamasının bir neticesi olan dua ve ibadet nasıl bir tesir meydana getirir?

Gerçekten, insan dünyaya geldiği zaman çevrenin korkutucu, ürkütücü hallerinden anne ve babasına sığındığı gibi, hayat boyu güvenebileceği, yalnızlığını paylaşabileceği bir dayanak noktası arar. Varoluşçuların dediği gibi, insan hem kendi varlığından haberdar olan, hem de olması mümkün diğer varlıklardan haberdar olabilecek kabiliyetlerini kullanmaz, kendisini yalnızlığa mahkûm eder ve bir “hiç” olduğu kanaatine varırsa, dehşetli bir sıkıntıya girer. İşle, bilhassa bu halin verdiği stres dayanılmazdır. 1nançsızlık stresi adı verilen bu hal, anlık uyuşturmalarla unutulmaya çalışılırsa da, kesinlikle kalıcı bir çözüme kavuşamaz. Tabiî, inançsızlıkta ısrar edildiği sürece.
Burada yapılacak en akıllı tercih, insanı, kendisine yabancı olan dünyanın sıkıntı ve yüklerinden kurtaracak, sonsuz kudret, rahmet, hikmet sahibi olan Yaratıcıyı bulup tanıması. Onun bu kâinatı ve insanı niçin yarattığını anlaması, bu maksatlara uygun bir hayat yaşaması, Ona sığınıp Ona yalvarması, Onu sevmesi olacaktır. Ancak böyle bir tercih insanı gerçek huzura kavuşturur ve onu maddî hayalın yüklerinden kurtarıp, stresi meydana getiren sebepleri ortadan kaldırır.

Bugün stresi tedavi etmek için yapılan tedaviler daha çok telkin, destekleyici psikoterapi teknikleri ve ilâç tedavisidir. Bunlar yalnızca geçici bir rahatlama vesilesi olabilir.

Kur’ân’da Stresin ilâcı

Amerika’da kurduğu E teber Kliniğinde yaptığı araştırmalar neticesinde Ku/ân’ın hastalan nasıl rahatlattığım deney ve delillerle ortaya koyan Müslüman ilim adamı Dr. Ahmed elKadi, araştırma sonuçlarını bir tebliğ haline getirerek yayınladı. Tebliğin bir özetini sunuyoruz:
Son zamanlarda Kur’ân’a ve hadislere dayalı tedavi şekillerine duyulan ilgi gittikçe artmaktadır. Yakın zamana kadar Kur’ânı Kerimin tedavideki rolünün ve tesirlerinin fizyolojik mi, yoksa ruhî mi olduğu bilinmiyordu.
Florida Eyaletinin Panama şehrinde bulunan Ekber Kliniğinde bu konuda geniş bir araştırma başlattık. Araştırmamız halen devam ediyor. Bu araştırmanın ilk safhasında, Kur’ânı Kerimin insan fizyolojisi üzerindeki tesirlerini araştırdık. Bu safhada Müslüman olan ve olmayan, Arapça bilen ve bilmeyen, farklı yaşlarda kadın ve erkek gönüllüler seçildi. Bu gönüllülere, Kur’ânı Kerimin Arapça orijinal metni ve İngilizce meali değişik seslerden dinletildi. Bu sırada Kur’ân okunmasının, dinleyen gönüllüler üzerindeki tesirleri bilgisayarla donahlmış elektronik kayıt cihazı vasıtasıyla tesbit edildi.

Bir yıl süren bu ilk çalışmalar neticesinde, Kur’ân’ın, gönüllülerin % 97’si üzerinde stresi azaltıcı tesir icra ettiği açıkça görüldü. Bu stresi azaltıcı tesir, elektronik kayıt cihazı ile otonom sinir sisteminin değişik bir seviyeye geldiğini aksettiren objektif Fizyolojik reaksiyonlar şeklinde kesin olarak tesbit edilmiştir.
Bu ilk bölüme ait sonuçlar, Ağustos 1984’te Kuzey Amerika İslâm Tıp Kongresinin 17. yıllık toplantısına sunuldu ve ilgiyle karşıladıkları araştırmalarda Kur’ânı Kerimin stresi azaltıcı tesirinin iki faktöre bağlanabileceği görülmüştür. Bu faktörlerden ilki, Kur’ânı Kerimin orijinal Arapça metninde yer alan kelimelerin ses özelliğidir. Arapça bilmeyen gönüllülerde Kur’ân’ın orijinal metnini dinlerken meydana gelen tesirler bu faktöre bağlanıyordu. İkinci faktör ise, Kur’ân âyetlerinin mânâsıydı. Sadece Kur’ân âyetlerinin İngilizce mealini dinleyen gönüllüler üzerinde meydana gelen tesirler, bu hususu açıkça ortaya koyuyordu.
Araştırmanın bundan sonraki bölümünde, Kur’ân dinleyen gönüllülerde meydana gelen stres azaltıcı tesir ve fizyolojik reaksiyonların gerçekten Kur’ânı Kerimden mi, yoksa—okuyanın ses güzelliği, dinleyicinin, okunanın mukaddes bir kitab olduğunu bilmesi gibi— Kur’ân dışı faktörlerden mi doğduğunu ortaya çıkaracak kontrollü çalışmalar yapıldı.
Bu bölümdeki çalışmaların gayesi, Kur’ân’ın sadece ses ve musikî özellikleriyle insan üzerinde psikolojik ve fizyolojik tesirler meydana getirebilme gücüne sahip olup olmadığının ortaya konması ydı. Elde edilen sonuçların kesinlik ve güvenilirliğini daha açık şekilde anlatabilmek için araştırmada kullanılan âletler ve metodlar üzerinde de biraz duralım.

 

Cihazlar:
Bu araştırmada MKDAC 2002 SYSTEM adı verilen Boston Üniversitesi Tıp Merkezi ile Boston Davicon şirketi tarafından geliştirilen ve birçok alt bölümden oluşan bir cihaz kullanıldı. Bu cihaz, insan vücudundaki gerilimleri yönlendirebilmekte ve meydana gelen tesirleri psikolojik test ve fizyolojik kayıt sistemi yoluyla doğrudan ölçebilmektedir. Cihaz birbiriyle irtibatlı şu alt sistemlerden meydana gelmekledir.
Psikolojik test, biyolojik kontrol ve rapor hazırlama bölümü.
Apple II adı verilen iki disk hafızalı, video kayıtlı ve printerli kişilik kompüteri.
Kas aktivitesini ve deri iletkenliğini ölçen aletler: Deri iletkenliğini ölçen EMG, elektrotermal cevap kanalı ve kalb hızını ölçen EDR. Fotoelektrik platismografi (PPG) ve deri ısısını ölçen bir kanal.
EMG, deri iletkenliği ve kas sinir aktivitesini ölçmektedir. Stresin artması, kas gerginliğine ve elektrik potansiyelinin yükselmesine yol açmaktadır. Deri üzerine yerleştirilen elektrodlar vasıtasıyla bu yükselen elektrik potansiyeli ölçülmektedir.
EDR (Electrodermal Rcsponse) ise, kalb atışı ve deri iletkenlik seviyesini mikrosaymens cinsinden ölçmektedir. Bu âlet, 0.(K)7 mikrosaymens kadar küçük bir değişikliği bile kaydedebilmektedir. Deri iletkenliği, ter bezleri faaliyetlerinden tesir alan derinin nemine göre değişmektedir. Stres ter bezleri aktivitesini ve dolayısıyla deri iletkenliğini azaltmaktadır. Bu kayıtlar için parmakbaşı clektrodları kullanılmıştır.
PPG (Fotoelektrik Pletizmografi) de akan kan hacmi ve deri sıcaklığını kontrol etmekte ve kaydetmektedir. Bu kontrol sırasında değişmelerin ânında kaydedilmesi için çok hassas ışık demeti emisyon devresi kullanılmaktadır. Kan hacmindeki herhangi bir artış veya düşüş, o anda her kalb atımıyla birlikte kaydedilmektedir. PPG’nin kaydedilmesi için de parmakucu elektrodu kullanılmıştır.


Metodlar:
Araştırmada, her denemede 17 ilâ 40 yaşlan arasında, ikisi kadın, üçü erkek beş gönüllü kullanıldı ve 210 deneme yapıldı. Bütün denekler gayrimüslimdi ve Arapça bilmiyorlardı.
Gönüllülere 85 deneyde sadece Kur’ân dinletildi. Diğer 85 deneye katılan gönüllülere ise, ses, ton ve kelime yapısı olarak Kur’ân’a çok benzeyen ve Placebo adı verilen Arapça metinler dinletildi. 40 deneyde ise, deneklere hiçbir şey dinletilmedi. Diğer 170 deneyde olduğu gibi, rahatça ve gözleri kapalı olarak oturmalan istendi. Hiçbir şey dinletilmeyen seanslar stres azaltıcı tesirin, deneklerin rahat ve gözleri kapalı bir pozisyonda olmalanna bağlı olup olmadığını tesbit maksadıyla düzenlenmekteydi. Bu seanslar sonucunda, hiçbir şey dinletilmeyen gönüllülerde stres azaltıcı herhangi bir tesir görülmedi. Bu sebeple, bundan sonraki denemeler Kur’ân ve Placebo okunmasıyla sınırlandırıldı.
Gönüllülerin tâbi tutulduğu denemelerin sırası devamlı değiştirilmekteydi. Yani, bir defasında önce Kur’ân, sonra Placebo dinletiliyordu. Böylece kaydedilen bilgilerin güvenilirliği ve olayla bağlantısı kesin olarak tesbit edilebiliyordu.
Bu kontrollü denemeler sırasında, kaydetme işi alın kası üzerindeki sinir uçlanna elektrod koyulmak suretiyle MEDAC sistemin KMG kanallanndan birisi aracılığıyla yapılıyordu. Kasın onalama elektriksel potansiyeli, standart depresyon uyarımı eşiği ve bazal çizgiye göre yüzde olarak oranıyla beraber kaydedilmekteydi. Bu kaydetme şekli, sonuçların karşılaştırmasını ve miktarlann tesbitini sağlayacak gerçek değerler verdiği için seçilmişti.

Sonuçlar:
Deneyler tamamlandığında, Kur’ân dinletilen deneylerin % 65’inde, gönüllülerde büyük ölçüde stres azalması görüldü. Bu netice, Placebo dinletilen deneylerin ancak % 35’inde meydana gelebilmekteydi. Bu netice, Kur’ân ve Placebo metinlerinin okuma sırası defalarca değiştirildiği halde yine değişmedi. Bu durum, deneylerdeki neticelerin güvenilirliğini arttırmaktadır.

Stresin kortizon üretimi ve diğer nöroendokrin mekanizmalar vasıtasıyla bağışıklığın bozulmasına yol açtığı bilinmekledir. Bundan dolayı, Kur’ân’ın infeksiyon hastalıkları ve kanser dâhil birçokhastalığa karşı muhafaza ve tedavide mühim rol oynayabileceğini ortaya çıkarmıştır.
Yine bu denemelerin sonuçlan, Kur’ânı Kerimin kelime yapısı ve ses özelliğinin, Arapça bilmeyen insanlar üzerinde bile fizyolojik olarak stresi azaltıcı bir güce sahip olduğunu göstermiştir.

Kur’ân’ın tesirleri üzerindeki bu araştırma belirtilecek şu yönlerde devam etmektedir:
1.Eldeki neticeleri desteklemek maksatıyla daha çok sayıda denekle daha çok sayıda deney yapılması,
2.Kur’ân’ın mânâsındaki tesirle kelime yapısı ve ses özelliği tesirlerinin karşılaştırılması,
3.Mükâfat veya ceza verileceğinden bahseden pasajlar gibi, Kur’ân’m değişik mevzulardaki pasajlarının karşılaştırılması,
4.Halen kullanılmakta olan diğer stres azaltıcı modellerle Kur’ân’m tesirinin karşılaştırılması,
5.Uzun müddet Kur’ân dinletilen kişilerde meydana gelen tümör ve hücre bağışıklığı reaksiyonlarının incelenmesi,
6.Özellik taşıyan hastalıkların Kur’ân’la tedavisi ve bu tedavinin değerinin hassas ve ilmî olarak ortaya koyulması.

Böyle bir araştırma projesinin uzun yıllar sürecek ve çok çeşitli çalışma lan gerektirecek uzun ve karmaşık bir proje olduğu aşikârdır. Fakat yine bu, çok ilgi çekici ve mühim bir konudur. Elde edilen neticeler insanlığa çok şey kazandırabilir